Tuz

Tuz uzun yıllardır beslenmemizde yer almaktadır. Eski çağlarada tuz çoğunlukla yiyecekleri korumak ve daha uzun süre bozulmadan kalabilmelerini sağlamak için kullanılmaktaydı.. Ancak günümüzde sıklıkla yiyeceklerin lezzetini arttırmak ve damak alışkanlığı nedeniyle kullanılmaktadır.

Tuz %40 sodyum ve % 60 klordan oluşan bir bileşiktir. Dünya Sağlık Örgütü’nün yetişkinler için günlük tuz tüketimi önerisi 5 gramdır. Ülkemizde 2008 yılında yapılan bir çalışmada, toplumun günlük tuz tüketiminin ortalama 18 gram olduğu tespit edilmiştir. 2012 yılında tekrarlanan çalışmada ise Türkiye’de günlük tuz tüketiminin ortalama 15 gram olduğu bulunmuştur. Ülkemizde tuz tüketimi biraz azalmış olmasına rağmen Dünya Sağlık Örgütü önerilerinin hala çok üzerindedir.

Tuz içeriğindeki sodyum sayesinde sıvı dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesi, kas ve sinir sisteminin çalışmasının düzenlenmesinde oldukça önemli görevleri vardır. Ancak aşırı tüketimi de birçok kronik hastalığa zemin hazırlamaktadır.Fazla tuz tüketim kan basıncının artışı ile birlikte hipertansiyon, kalp hastalıkları ve felç görülme riskini arttırmaktadır.Tuz tüketiminin 5 grama azaltılması ile kalp hastalıkları riski  %23 ve inme riski  %17  azaltmaktadır.

Mide kanseri oluşumunda tuz tüketiminin önemli bir neden olabileceği yapılan çalışmalarda gösterilmiştir ve günlük tuz tüketimi fazla olan bireylerin, az tuzlu beslenen bireylerden 2-3 kat daha fazla mide kanserine yakalandıkları belirlenmiştir Tuz kullanımının yaygın olduğu Japon kültüründe, daha yüksek oranda mide kanseri görülmesi de bu bilgiyi desteklemektedir.Ayrıca tuz hem mide ülserinin  hem de mide kanserine neden olan Helikobakter Pilori olarak bilinen mide bakterisinin oluşumuna katkı sağlamaktadır

Aşırı tuz tüketiminin hücrelerin yaşlanma sürecini de hızlandırdığı, kemikten kana kalsiyum kecişini arttırarak osteoporozu arttırdığı belirtilmektedir.

Doğal olarak sebze ve meyvelerde bir miktar tuz (sodyum) bulunmaktadır. Bizim günlük tuz (sodyum) tüketimimizin %75 i işlenmiş gıdalardan kaynaklanır.Birçok ülkede ve ülkemizde işlenmiş gıdalara eklenen sodyumun azaltılması için kanuni düzenlemeler yapılmaktadır.Ayrıca iyot yetersizliğinin giderilmesi için yine ülkemizde tuzlara iyot eklemesi  yapılmıştır ve doktorları tarafından iyotsuz tuz önerisi yapılmadıkça iyotlu tuz kullanımı önerilmektedir

Tuz tüketimimiz azaltmak için ne yapmalıyız.

  • Turşu, zeytin ve salça gibi salamura besinleri günlük beslenmemizde azaltmalıyız
  • Sucuk, salam , sosis, kavurma et, pastırma  gibi besinleri beslenmemizde azaltmalıyız veya tuzu azaltılmış olanları tercih etmeliyiz.
  • Peynir çeşitlerininde iyi bir tuz kaynağı olduğunu unutmamalı ve az tuzlu olanları tercih etmeliyiz.Tarım bakanlığı yeni bir düzenleme yaparak  birçok işlenmiş gıda ile  birlikte peynirlerdeki tuz oranını da azlatmıştır..
  • Paketli olarak aldığınız besinlerde mutlaka içindekiler kısmını okuyunuz. Gıda mevzuatına göre bir ürünün düşük sodyum/tuz içeriğine sahip kabul edilebilmesi için 100 g katı veya 100 mL sıvı gıdada, 0,12 g’dan fazla sodyum veya 0,31 g’dan fazla tuz bulunmaması gerekmektedir.
  • Ketçap, soya sos, lezzet verici sos ve çeşnilerin genellikle yüksek sodyum içeriğine sahiptir.Dikkatli kullanmalıyız
  • Dışarda yenilen besinlerin tuz içeriği ev yapımı besinlere göre daha yüksek olabilir.Ev de yapılmış besinleri tüketmeli ve onların da tuz oranını yavaş yavaş azaltmalıyız.
  • Yemek masamızdan tuzu kaldırmalıyız.Masada buluna tuz  farkında olmadan kullanımı arttırabilir.
  • Kuruyemişerde tuzsuz olanları tercih etmeliyiz.
  • Cipsi kraker gibi besinlerinde  özellikle çocuklarda tüketimini mümkün olduğunca azaltmalıyız.
  • Özellikle 0-1 yaş döneminde bebeklerin  tuzsuz beslenmesi gerktiğini unutmamalıyız.